Her şey bir cümleyle başlar.
Bir yazının, reklamın, kampanyanın ya da sosyal medya postunun başarısını belirleyen ilk detay, çoğu zaman sadece birkaç kelimeden ibaret: başlık. Geri kalan metin ne kadar güçlü olursa olsun, başlık ilgiyi çekmiyorsa okunmaz. Dikkat çekmeyen bir başlık, ne yazık ki görünmeyen bir hikâyeye dönüşür.
Peki, neden bu kadar önemli? Çünkü insan zihni saniyeler içinde karar verir. E-posta gelen kutusunda, sosyal medya akışında, billboard’da ya da bir blog sayfasında… Gözümüz ilk olarak başlığa takılır ve saniyeler içinde "okuyayım mı, geçeyim mi?" kararını veririz.
İşte bu yüzden başlık atmak, salt teknik değil; yaratıcı bir zanaattir. İyi bir başlık hem merak uyandırmalı hem de içeriğe sadık kalmalıdır. Fazla bağıran başlıklar, içeriği karşılamıyorsa hayal kırıklığı yaratır. Öte yandan fazla sade başlıklar, içerik ne kadar nitelikli olursa olsun, kaybolup gitmeye mahkûmdur.
Okuyucunun zihnine açık bir kapı bırakın
İyi başlık, içerikle ilgili doğrudan bilgi vermez; ima eder. Okura bir vaatte bulunur ama cevabı içeride saklı tutar. O yüzden “Tüketiciler Artık Böyle Satın Alıyor” demek yerine, “Satın Alma Davranışı Neden Bu Kadar Değişti?” demek daha çok çalışır. Çünkü ikinci başlık, sadece bilgi vermez; bir soru sormuş olur. Ve zihnimiz, yarım kalan cümleleri tamamlamak ister.
Başlık, aynı zamanda içerikle kurduğumuz duygusal bağı da belirler. Mizahi mi olacak, cesur mu, meraklı mı, duygusal mı? Her ton, farklı bir okur psikolojisini tetikler. Bu yüzden başlığı içeriğin ruhuna göre tasarlamak gerekir. Bilgilendirici bir makale için doğrudan bir anlatım çalışabilirken; yaratıcı bir kampanya fikrini anlatan yazıda metaforik ya da şaşırtıcı başlıklar daha etkili olabilir.
Başlık yazarken sorulması gereken 3 basit soru:
1. Okur bu başlığı gördüğünde ne hissedecek?
2. İçerikle arasındaki ilişki net mi?
3. Bu başlık, benzerlerinden farklı mı duruyor?
Çünkü başlık atmak, sadece bir metni süslemek değil, o metne açılan ilk kapıyı doğru anahtarla açmaktır.